Gökyüzü, deklanşöre basan herkes için sınırsız bir görsel zenginlik sunsa da bazı atmosferik olaylar var ki onları belgelemek yalnızca sabır değil, kusursuz bir zamanlama ve derin meteoroloji bilgisi gerektiriyor. Bilimin sınırlarında gezinen ve saniyeler içinde kaybolan bu nadir hava olayları, objektif arkasındakilere hem eşsiz hem de fazlasıyla zorlu koşullar dayatıyor.
Kısa Ömürlü Optik Şölenler ve Yeryüzü Işıkları
Ufuk çizgisinde gerçekleşen en meşhur optik oyunlardan biri yeşil flaştır. Güneşin son parçasının temiz ve açık bir ufukta batışı veya doğuşu esnasında, ışığın atmosferde prizma gibi kırılması neticesinde sadece 1-2 saniyeliğine beliren bu zümrüt ışıma, takip edilmesi en güç anlardandır. Hemen ardından gelen bir diğer dinamik fenomen ise Kelvin-Helmholtz (fluctus) dalgalarıdır. Farklı hız ve yoğunluktaki hava katmanlarının sürtünmesiyle okyanus dalgalarını andıran bir biçimde ortaya çıkan bu yapılar, rüzgârın etkisiyle kısa sürede dağılır.

“Bu yapı tek kelimeyle muhteşemdir ve dağılıp kaybolmadan önce neredeyse hiçbir zaman bir veya iki dakikadan uzun sürmez.” — Meteorolog
Dondurucu kış koşullarında ise atmosfer başka bir optik sahneye ev sahipliği yapar. Sıcaklığın -10°C (14°F) altına düştüğü, rüzgârsız ve sakin gecelerde, havada serbestçe süzülen plaka şeklindeki düz buz kristalleri yer ışıklarını dikey olarak yansıtarak ışık sütunlarını oluşturur. Fırtınalı havalarda ise fiziksel temas devreye girer; Aziz Elmo ateşi adı verilen mavi-mor korona deşarjı/plazması, yüksek elektrik alanında uçak camları, gemi direkleri veya dağcı kazmaları gibi sivri nesnelerin uçlarında parıldayarak vizöre yansır.
Üst Atmosferin Sırları: Sedef Bulutları ve Kırmızı Sprite'lar
Normal bulut seviyelerinin çok üzerinde, stratosferde 15 ila 25 km (9-16 mil) irtifada ve yaklaşık -85°C sıcaklıkta oluşan sedef bulutları (kutup stratosfer bulutları), aşırı soğuk koşullarda tekdüze buz kristallerinin ışığı kırması sayesinde pastel renklerle parlar. Bu rengârenk tabakanın da üzerinde, 50 ila 90 km yükseklikteki mezosfer ve iyonosfer tabanında ise kırmızı sprite'lar ve devasa jetler (gigantic jets) yer alır.

Fırtına bulutlarının tepesinden uzaya doğru yükselen bu elektriksel deşarjlar, 60 ila 200 mil uzaktan Sony a7S III gibi yüksek hassasiyetli gövdelerle yakalanabilir. İşin ilginç yanı, sprite ve jetlerin 6 Temmuz 1989'da Minnesota Üniversitesi tarafından tesadüfen ilk video kaydı alınana kadar bilim dünyasında pilotların yanılsaması olarak görülmüş olmasıdır. Dünya genelinde daha öngörülebilir rulo bulut arayanlar içinse Avustralya'nın Burketown (Carpentaria Körfezi) bölgesi öne çıkar; Eylül sonu ile Kasım başı arasında 1.000 km uzunluğa ve 100-200 metre taban irtifasına ulaşabilen Morning Glory bulutları düzenli bir hat halinde ilerler.
Volkanik Patlamalardan Ölümcül Ateş Girdaplarına
Doğanın en hırçın yüzü volkanik patlamalarda ortaya çıkan kirli fırtınalardır. Volkanik kül ve kaya parçacıklarının birbirine sürtünerek çarpışması ve donma seviyesi üzerindeki buz kristalleriyle etkileşime girmesi devasa volkanik şimşekleri tetikler. Öte yandan orman yangınlarının yarattığı girdaplar, fotoğraf tutkusunun dahi önüne geçmesi gereken bir tehlike barındırır. Carr Fire yangınında 140 mil/saat üzeri rüzgâr hızına ulaşarak EF3 hortum eşdeğerine çıkan ölümcül ateş girdapları, kesinlikle fotoğraflanması tavsiye edilmeyen doğa olayları arasındadır.

“Bunlar ölümcül, hızlı hareket eden orman yangınlarının içinde oluşur ve hiçbir kare hayatınızdan daha değerli değildir.” — Meteorolog
Listenin en gizemli maddesi ise şüphesiz top şimşektir. Yıldırımın yerdeki silisyum, demir ve kalsiyum gibi mineralleri buharlaştırması sonucu oluştuğu düşünülen bu fenomen, görsel kanıtların neredeyse hiç olmaması nedeniyle yüzyıllar boyunca bilimin sınırında kalmıştır. Temmuz 2012'de 900 metre mesafeden yaklaşık 1,6 saniyelik spektrum kaydı alınabilen bu parlak küre, atmosfer fotoğrafçılığının belgelenmesi en zor zirve noktası olmayı sürdürüyor.
Kaynak: Fstoppers





